Sekü Köyü ve Görele’ye bağlı Karlıbel bölgesini kapsayan alanda, Alagöz Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından yarma ve sondaj yöntemiyle IV. Grup maden arama faaliyeti planlandı. Ancak Giresun İdare Mahkemesi, projeye ilişkin verilen “ÇED Olumlu” kararının yetki unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle önce yürütmenin durdurulmasına karar verdi; kararın uygulanması halinde telafisi güç ve imkânsız zararlar doğabileceği vurgulandı.
Giresun’un Tirebolu ilçesine bağlı Sekü Köyü, son haftalarda yalnızca bir köy değil, Karadeniz’in doğasını savunma mücadelesinin en sıcak noktalarından biri haline geldi. Alagöz Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından Görele ilçesine bağlı Karlıbel Köyü ile Tirebolu ilçesine bağlı Sekü Köyü mevkiinde yapılması planlanan IV. Grup maden arama faaliyeti, bölgede büyük tepkiye yol açtı.

Köylülerin itiraz ettiği süreçte en kritik başlık ise mahkeme kararları oldu. Giresun İdare Mahkemesi, yarma ve sondaj yöntemiyle yapılması planlanan maden arama faaliyetine ilişkin verilen “ÇED Olumlu” kararının yetki unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulmasına karar verdi. Mahkeme, kararın uygulanması halinde telafisi güç ve imkânsız zararlar doğabileceğine hükmetti.
Buna rağmen bölgede iş makinelerinin ve sondaj ekipmanlarının sahaya çıkarılmak istendiği iddiaları, köydeki gerilimi daha da artırdı. Köylüler, “hukuk dur dedi, şirket yürümeye çalışıyor” diyerek nöbet başlattı.
Sekü halkı yolu tuttu: “Bu toprak bizim, su bizim, gelecek bizim”
Sekü Köyü’nde yaşananlar klasik bir çevre itirazı değil. Köylüler, maden arama faaliyetlerinin yalnızca birkaç sondaj kuyusundan ibaret olmadığını; bunun ileride daha büyük bir maden faaliyetine kapı aralayacağını düşünüyor. Bölge halkı, sondaj çalışmalarıyla birlikte tarım alanlarının, fındık bahçelerinin, içme suyu kaynaklarının, orman dokusunun ve köy yaşamının zarar göreceğini savunuyor.
Köylüler açısından mesele açık: Toprak sadece ekonomik bir alan değil; geçim kaynağı, yaşam alanı ve gelecek güvencesi. Bu nedenle Sekü’de insanlar, paletli sondaj makinesinin geçişine karşı fiili nöbet tuttu. Bölge halkı, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararını gerekçe göstererek iş makinesinin önünü kesti ve sondaj faaliyetinin başlamasına izin vermedi.
Köylülerin bu tavrı, “yatırıma karşı çıkıyorlar” diye basite indirilecek bir tablo değil. Ortada mahkeme kararı, çevresel risk, yol geçiş izni tartışması, köy altyapısı ve kamu yararı bulunuyor. Sekü halkı, kendi köyünün kaderini masa başında verilen belgelerle değil, hukuka ve yaşam hakkına göre savunduğunu belirtiyor.
Sondaj makinesi köye çıkarılmak istendi, köylüler geri adım atmadı
Sekü’deki gerilimin en görünür anı, sondaj makinesinin bölgeye çıkarılmak istenmesiyle yaşandı. Haber kaynaklarına yansıyan bilgilere göre, köy yollarını kullanarak maden arama sahasına gitmek isteyen iş makinesi köylüler tarafından fark edildi. Kısa sürede organize olan yurttaşlar, makinenin geçişini engelledi.
Olay yerine Tirebolu Çevre Kültür ve Turizm Derneği yöneticileri, davayı takip eden avukat Sevda Karataş Şahin ve Giresun İl Genel Meclis Üyesi Ömer Cebeci de geldi. Köylülerle birlikte şirket yetkililerine mahkeme kararı hatırlatıldı. Girişimin ardından sondaj makinesinin bölgeden ayrıldığı aktarıldı.
Bu tablo, köylünün neden nöbet tuttuğunu da açıkça gösterdi. Çünkü Sekü halkına göre sorun yalnızca makinenin köye gelmesi değil; mahkeme kararına rağmen fiili bir durum yaratılmaya çalışılmasıydı. Köylüler, dava süreci tamamlanmadan ve hukuki belirsizlik giderilmeden bölgede herhangi bir maden faaliyetine izin vermeyeceklerini belirtti.
Avukattan sert çıkış: “Kararın arkasından dolanılıyor”
Davayı takip eden avukat Sevda Karataş Şahin, sürecin hukuki boyutuna dikkat çekerek, yürütmeyi durdurma kararına rağmen sahaya makine çıkarılmak istendiğini açıkladı. Şahin, mahkeme kararının bulunduğu alanda sondaj çalışması yapılmak istenmesinin hukuka aykırı olduğunu savundu.
Şahin’in açıklamalarına göre şirket, sondaj makinelerini bölgeye götürürken Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nden alınan bir yazıyı gerekçe gösterdi. Bu yazıda daha önce verilmiş “ÇED kapsam dışı” ve muafiyet kararlarının hâlen geçerli olduğu, karotlu sondaj, kırıntılı sondaj ve numune alma faaliyetleri için yeniden ÇED sürecine gerek olmadığı görüşü yer aldı. Ancak Şahin, mahkemenin yürütmesini durdurduğu “ÇED Olumlu” kararının da aynı proje kapsamında arama ve sondaj yöntemine ilişkin olduğunu belirterek, kararın arkasından dolanılmaya çalışıldığını savundu.
Bu açıklama, Sekü dosyasının düğüm noktasını ortaya koyuyor. Bir tarafta şirketin ve idarenin “izin/muafiyet” yorumu var. Diğer tarafta mahkeme kararı, köylünün itirazı ve çevrecilerin “bu faaliyet hukuksuz” değerlendirmesi var. İşte bu yüzden Sekü’de mesele yalnızca maden değil, hukuk devletinin sahada uygulanıp uygulanmadığı meselesi haline geldi.
Köylüler beton yolların da zarar göreceğini savunuyor
Sekü’deki itirazların bir diğer ayağı da köy yolları oldu. Bölge halkı, paletli ve ağır tonajlı sondaj makinelerinin İl Özel İdaresi sorumluluğundaki beton köy yollarından geçirilmesi için gerekli izinlerin alınmadığını öne sürdü. Köylüler, ağır makinelerin beton yollarda doğrudan yürütülmesinin altyapıya zarar verdiğini ve sürecin idari açıdan da usulsüz ilerletildiğini savundu.
Bu iddia, maden tartışmasının yalnızca orman ve su kaynaklarıyla sınırlı kalmadığını gösteriyor. Çünkü köy yolu, köylünün günlük hayatının damar hattı. O yol bozulduğunda yalnızca araç geçişi değil; tarım, sağlık, okul, ulaşım ve acil durum hizmetleri de etkilenir.
Sekü halkı bu nedenle “önce makineyi geçir, sonra bakarız” anlayışına karşı çıkıyor. Köylüler, bu tür faaliyetlerin yalnızca şirketin beyanıyla değil, açık izinler, mahkeme kararları ve kamu denetimiyle yürütülmesi gerektiğini vurguluyor.
Şirketten şikâyet hamlesi: Direnen köylüler ve çevreciler ifadeye çağrıldı
Sekü’de gerilimi büyüten bir diğer gelişme ise Alagöz Maden’in ve taşeron şirketin protestolara katılan bazı kişiler hakkında şikâyetçi olması oldu. Şirketin şikâyeti üzerine Tirebolu Çevre Kültür ve Turizm Derneği Başkanı Nihan Emiroğlu Nakiboğlu, davanın avukatı Sevda Karataş Şahin ve Giresun İl Genel Meclis Üyesi Ömer Cebeci’nin Tirebolu Jandarma Karakolu’na çağrılarak ifade verdiği bildirildi.
Avukat Şahin, kendilerine yöneltilen suçlamaları reddederek, orada hukuka aykırı bir işlemin engellenmeye çalışıldığını söyledi. Şahin, suç işlemediklerini; aksine suç teşkil ettiğini savundukları bir eylemin önüne geçmek için hareket ettiklerini ifade etti.
Bu noktada tablo daha da sertleşti. Köylüler ve çevreciler, mahkeme kararını hatırlattıkları için ifadeye çağrıldıklarını düşünüyor. Şirket tarafı ise faaliyetlerinin engellendiği iddiasıyla hukuki yola başvuruyor. Yani Sekü’de artık yalnızca doğa değil, direnen yurttaşların hukuki güvenliği de tartışma konusu haline geldi.
Direniş günlerce sürdü: İş makineleri birçok kez durduruldu
Sekü ve Karlıbel hattındaki direniş kısa süreli bir tepki olarak kalmadı. Bölge halkının başlattığı direniş günlerce sürdü. Bianet’in aktardığına göre, Giresun’un Görele ilçesine bağlı Karlıbel ve Tirebolu ilçesine bağlı Sekü köylerinde Alagöz Maden’in sondaj girişimlerine karşı yöre halkının başlattığı direniş 18. gününe ulaştı. Köylülerin, 4 Nisan’dan itibaren birçok kez ağır tonajlı ve paletli iş makinelerinin çalışmalarını durdurduğu aktarıldı.
Bu süreklilik, bölgedeki itirazın rastgele bir öfke patlaması olmadığını gösteriyor. İnsanlar günlerce nöbet tutuyorsa, yol başında bekliyorsa, mahkeme kararını elinde taşıyorsa, burada “birkaç kişi işi karıştırıyor” denilerek geçiştirilecek bir durum yoktur.
Sekü’deki direniş, köy insanının kendi yaşam alanı üzerinde söz sahibi olma iradesidir. Bu irade, şirketlerin ruhsat dosyalarına sıkıştırılamayacak kadar gerçektir.
Siyasi ziyaret gerilimi artırdı
Sekü’deki maden gerilimi siyasi gündeme de taşındı. Bölgeye yapılan ziyaretlerde köylülerin tepkisi daha da görünür hale geldi. Haber kaynaklarına göre AK Parti Giresun Milletvekili Nazım Elmas’ın köye yaptığı ziyaret sırasında tansiyon yükseldi. Köylüler, madencilik faaliyetlerine ilişkin açıklamalara tepki gösterdi; toplantı sırasında gerginlik yaşandı.
Siyasi temsilcilerin bölgeye gitmesi, dosyanın yerel sınırları çoktan aştığını gösteriyor. Çünkü Sekü’deki mesele artık yalnızca bir köy yolu, bir sondaj makinesi veya bir ruhsat alanı değil. Bu dosya, Karadeniz’de madencilik politikalarının halkın rızası olmadan nasıl kriz ürettiğinin açık örneklerinden biri haline geldi.
Alagöz Maden ve siyaset bağlantısı tartışmanın merkezinde
Alagöz Maden’in sahibi olarak kamuoyuna yansıyan Cantürk Alagöz, TBMM kayıtlarında 28. Dönem AK Parti Iğdır Milletvekili olarak yer alıyor. Bu bilgi, maden tartışmasının siyasi boyutunu daha da büyütüyor.
Bölge halkı açısından bu durum, güç dengesizliği algısını artırıyor. Bir tarafta köylüler, dernekler, çevreciler ve hukukçular var. Diğer tarafta ise sermaye, ruhsatlar, resmi yazılar ve siyasi bağlantılarla anılan bir şirket bulunuyor.
Bu nedenle Sekü’deki direniş, yalnızca çevreci bir refleks değil; aynı zamanda “güçlü olan istediğini yapar mı?” sorusuna verilen sert bir halk cevabı olarak öne çıkıyor.
Resmi ÇED süreci ve sahadaki gerçeklik çelişiyor
Giresun Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün duyurusunda, Alagöz Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından planlanan “Bakır-Kurşun-Çinko Flotasyon Tesisi ile Maden Ocakları ve Maden Atık Depolama Tesisi Kapasite Artışı” projesi için ÇED Olumlu kararı verildiği ilan edildi. Duyuruda projenin Doğankent, Görele ve Tirebolu ilçeleri sınırlarını kapsadığı belirtildi.
Ancak sahada yaşanan itirazlar, resmi belgelerin köy yaşamındaki karşılığının bambaşka olduğunu gösteriyor. Kâğıt üzerinde “proje”, “kapasite artışı”, “sondaj”, “numune alma” gibi teknik ifadeler yer alıyor. Köylünün gözünde ise bu ifadelerin karşılığı suyun kirlenmesi, toprağın zarar görmesi, yolun bozulması, ormanın eksilmesi ve köyün geleceğinin belirsizleşmesi.
Sekü halkı da tam olarak bu nedenle “biz bu işin teknik adını değil, sonucunu görüyoruz” diyerek karşı çıkıyor.
Köylünün sorusu basit: Mahkeme kararı varsa makine neden geliyor?
Sekü’deki olayların merkezinde çok basit ama çok ağır bir soru var: Mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdiyse, sondaj makinesi neden köy yoluna geliyor?
Bu soru, dosyanın bütün ağırlığını taşıyor. Çünkü hukuk devletinde mahkeme kararı yalnızca dosyada duran bir kâğıt değildir. Uygulanması gereken bağlayıcı bir iradedir. Mahkemenin “telafisi güç zarar doğabilir” dediği bir süreçte, köylünün hâlâ yolu tutmak zorunda kalması, idarenin ve kamu otoritesinin tartışmalı pozisyonunu da gündeme getiriyor.
Sekü halkı, eline taş sopa değil, mahkeme kararı alarak direndiğini söylüyor. Bu fark önemlidir. Çünkü burada kamu düzenini bozanın köylü mü, yoksa mahkeme kararına rağmen sahada fiili durum oluşturmaya çalışan anlayış mı olduğu tartışılmaktadır.
Doğa savunması suç değil, yaşam hakkıdır
Sekü’de çevrecilerin ve köylülerin ifadeye çağrılması, bölgede yeni bir kırılma yarattı. Köylüler, toprağını ve suyunu savunmanın suç gibi gösterilmesine tepki gösteriyor. Bölgedeki çevre savunucuları, hiçbir tehdit, cebir veya hakaret olmadığını; amaçlarının hukuka aykırı olduğunu düşündükleri bir faaliyetin önüne geçmek olduğunu belirtiyor.
Bu noktada haberin en sert cümlesi şudur: Bir köylü kendi suyunu, kendi yolunu, kendi toprağını savunduğu için karakol kapısına götürülüyorsa, orada yalnızca çevre değil, adalet duygusu da yaralanır.
Maden şirketleri kâr hesabı yapar. Köylü ise mezarını, suyunu, bahçesini, çocuğunun geleceğini hesap eder. Bu iki hesap aynı terazide tartılamaz.
Sekü, Karadeniz’in yeni çevre direnişi başlığı oldu
Karadeniz’de yıllardır HES, taş ocağı, maden ve yol projeleri nedeniyle benzer gerilimler yaşanıyor. Sekü Köyü de bu zincirin yeni halkası haline geldi. Ancak Sekü dosyasını diğerlerinden ayıran önemli nokta, köylülerin mahkeme kararını merkeze alarak sahada fiili bir hukuk nöbeti tutmasıdır.
Bu mücadelede köylüler yalnızca “istemiyoruz” demiyor. “Mahkeme kararı var, uygulanmalı” diyor. Yani mesele duygusal bir karşı çıkış değil; hukuki dayanağı olan bir itiraz.
Sekü’deki direniş bu nedenle hem çevresel hem hukuki hem de siyasi bir dosyaya dönüştü. Eğer kamu otoritesi bu süreçte açık, şeffaf ve hukuka uygun bir tutum sergilemezse, köydeki gerilim daha da büyüyecek.
