Ekrem İmamoğlu hakkında son günlerde servis edilen “HTS kayıtları”, “yasak aşk” ve benzeri başlıklar; hukuki bir gelişmeden çok, siyasi bir linç kampanyasının parçası gibi duruyor. Henüz hiçbir mahkeme kararı, kesinleşmiş bir suçlama ya da ispatlanmış bir fiil yokken, bazı medya organlarının meseleyi kesin hüküm gibi sunması, gazetecilik değil açıkça itibar suikastıdır.
Ortaya atılan iddiaların tamamı, soruşturma dosyasından sızdırıldığı öne sürülen, yoruma açık bilgiler üzerinden yürütülüyor. HTS kayıtları bir kişinin suçlu olduğunu değil, sadece kiminle ne sıklıkta görüştüğünü gösterir. Türkiye’de milyonlarca insan her gün yüzlerce kişiyle görüşüyor; bu durum kimseyi zan altında bırakmaz. Ama söz konusu Ekrem İmamoğlu olunca, aynı veriler bir anda “skandal” manşetine dönüşüyor. Tesadüf mü? Hiç sanmıyoruz.
Dahası, özel hayata dair iddiaların kamuoyuna servis edilmesi, hukuki değil ahlaki bir çöküştür. Siyaseten yıpratamadıkları isimleri, bu kez dedikodu ve spekülasyonla çökertmeye çalışan bir akıl var karşımızda. Bu yöntem yeni değil: Önce “iddia” atılır, sonra manşetlerle gerçekmiş gibi dolaşıma sokulur, en sonda da “biz sadece aktardık” denir. Klasik.
ErtanHaber olarak bu oyunu görüyoruz. Burada bir yolsuzluk dosyası değil, bir karakter suikastı senaryosu yazılmak isteniyor. Ekrem İmamoğlu bugün sadece bir belediye başkanı değil; aynı zamanda iktidarın en çok çekindiği siyasi figürlerden biri. Hal böyleyken, her hamlenin hukuktan çok siyaset kokması kimseyi şaşırtmıyor.
ErtanHaber olarak tarafımız belli:
Biz, siyasi hesaplaşmaların malzemesi yapılan dedikoduların değil, demokrasinin ve hukukun yanındayız.
