Türkiye’de yaşayan yabancı uyruklu bireylerin sayısı her geçen yıl artıyor. Ancak bu artışla birlikte hukuki süreçlerdeki bilgi eksikliğinden kaynaklanan mağduriyetler de çoğalıyor. Göç İdaresi’nin işleyişini, ikamet izni reddini ya da deportkararlarını yakından bilen biri olmadan bu süreçlere girmek; çoğu zaman telafi edilemez hak kayıplarına yol açıyor.
1. Evlilikle Oturma İzni “Otomatik” Gelir Sanılıyor
En yaygın yanılgılardan biri bu. Türk vatandaşıyla evlenen yabancı uyruklu bireyler, oturma izninin kendiliğinden geleceğini düşünüyor. Oysa Göç İdaresi evlilik birliğinin gerçekliğini sorguluyor; mülakat aşamasında çiftlerin ayrı ayrı ifade alınması, belge eksiklikleri ya da tutarsız beyanlar başvurunun reddedilmesine yetebiliyor. – İkamet izni reddi itirazı – https://www.dcahukuk.com/yabancilar-hukuku/ikamet-izni-reddi-itirazi/ süreçlerine bakan avukatlar, başvuru sahiplerinin büyük çoğunluğunun mülakata hazırlıksız girdiğini aktarıyor.
2. İtiraz Süreleri Sessiz Sedasız Geçip Gidiyor
İdare hukuku, sürelere son derece katı yaklaşır. Bir deportkararı ya da ikamet izni reddi tebliğ edildiğinde bazı durumlarda yalnızca 7, bazılarında 60 günlük itiraz süresi başlıyor. Bu süre dolduktan sonra hukuki olarak haklı olsanız bile süreci tersine çevirmek neredeyse imkânsız hale geliyor. – Deport kaldırma – https://www.dcahukuk.com/yabancilar-hukuku/deport-kaldirma/ davalarında en sık görülen hata, “bir süre bekleyip ne olacağını görelim” yaklaşımı. O bekleme süreci, yasal kalış hakkının tamamen kaybıyla sonuçlanabiliyor.
3. Avukat Yerine “Aracı” Tercih Edilmesi
Özellikle dil bariyeri nedeniyle yabancı uyruklu bireyler zaman zaman hukuki ehliyeti olmayan kişilere ya da gayri resmi aracılara başvuruyor. Bu kişiler süreci yönetemediği gibi zaman zaman yanlış yönlendirmelerle durumu daha da ağırlaştırabiliyor. – Yabancılar hukuku – https://www.dcahukuk.com/yabancilar-hukuku/ alanında uzmanlaşmış bir avukatla çalışmak, süreci sıfırdan doğru kurmak anlamına geliyor — hem daha az maliyet, hem daha az risk.
