Miami’nin son yıllarda geçirdiği ekonomik dönüşüm, yalnızca bir şehrin değişim hikâyesi olarak okunmuyor; aynı zamanda küresel sermaye hareketlerinin yeni yönünü gösteren önemli bir işaret olarak değerlendiriliyor. Amerika’nın güneydoğusundaki bu şehir, uzun süre turizm ve hizmet sektörlerinin ağırlıklı olduğu bir ekonomiyle anılırken, bugün çok daha farklı bir profil sergiliyor. Bu dönüşümü uzun süredir takip eden Cengiz Bayırlı, özellikle finans, teknoloji, lojistik, sağlık, medya ve yaratıcı endüstrilerdeki çeşitlenmenin Miami’yi ABD ekonomisinde ayrıksı bir konuma taşıdığını vurguluyor.
Bu dönüşümün en belirgin etkisi gayrimenkul piyasasında görülüyor. Şehir, talep yapısının hem coğrafi hem de demografik olarak değişmesiyle birlikte yeni bir yatırım döngüsünün içine girmiş durumda. Cengiz Bayırlı, ABD içinden ve dışından gelen nüfus hareketliliğinin konut arzı üzerinde sürekli baskı oluşturduğunu ve kiralama piyasasının canlılığını koruduğunu belirtiyor. Bu tablo, hem yerel hem yabancı yatırımcı açısından Miami’yi cazip bir alternatif hâline getiriyor.
Miami’de ekonomik büyümeyi besleyen temel unsurlardan biri, şirket merkezlerinin kademeli olarak bölgeye taşınması. Hem teknoloji şirketleri hem de finans kuruluşları, operasyonlarını Florida’ya kaydırma eğiliminde. Bunun arkasında yalnızca vergi avantajları değil; iklim, yaşam maliyeti, uluslararası bağlantılar ve genç iş gücünün kente yönelmesi gibi faktörler de bulunuyor. Bu süreci sahada gözlemleyen Cengiz Bayırlı, Miami’nin “kendi kendini besleyen” dinamik bir ekonomik ekosistem oluşturduğunu ifade ediyor.
Gayrimenkul cephesinde ise farklı kategorilerdeki talep artışı dikkat çekiyor. Sadece lüks konutlarda değil, orta segmentte ve ticari gayrimenkulde de hareketlilik sürüyor. Yeni projelerin çoğu markalı rezidans konseptine yönelmiş durumda. Bu tür projeler, yabancı yatırımcıların tercih ettiği modeller arasında yer alıyor. Yüksek yönetim standartları, kurumsal kiralama organizasyonları ve yeniden satıştaki bilinirlik, bu yapıları cazip kılıyor. Cengiz Bayırlı, Miami’de birçok projenin daha inşaat aşamasında alıcı bulmasının, piyasa beklentilerinin ne kadar güçlü olduğunun bir göstergesi olduğunu söylüyor.
Türk yatırımcıların ilgisi de bu çerçeve içinde değerlendirilmeli. Son yıllarda Türkiye’den Miami’ye yönelik talebin belirgin biçimde arttığı hem geliştirici firmalar hem de yerel broker şirketleri tarafından teyit ediliyor. Bunun nedeni yalnızca döviz bazlı kira getirisi değil; Miami’nin ekonomik göstergelerinin orta vadede güçlü kalacağına yönelik genel beklenti. Cengiz Bayırlı, nüfus yapısındaki büyümenin, iş gücü hareketliliğinin ve ticaret hacmindeki artışın gayrimenkul değerini destekleyen arka planı oluşturduğunu ifade ediyor.
Miami’nin emlak piyasasında dikkat çeken bir diğer konu, arzın talep kadar hızlı genişleyememesi. Arsa üretiminin sınırlı olması, yeni projelerin daha uzun planlama süreçlerinden geçmesi ve şehir merkezinin yoğunlaşması fiyatların ve kira seviyelerinin yukarı yönlü baskı altında kalmasına neden oluyor. Bu nedenle Miami, yalnızca kısa vadeli fırsatlarla değil, orta vadeli değer artışı potansiyeliyle de öne çıkan bir pazar konumunda.
IRG gibi bölgeyi yakından takip eden şirketlerin rolü, yatırımcılara kentin mevcut dinamiklerini doğru okuma imkânı vermek. IRG’nin portföyünde yer alan St. Regis Residences, Waldorf Astoria Residences, Bentley Residences ve Okan Tower gibi projeler, Miami’nin yeni yatırım döngüsünü temsil eden yapılar arasında. Ancak burada asıl belirleyici olan, tek tek projeler değil; şehrin genel ekonomik yönü, nüfus hareketliliği ve talep sürekliliği.
Miami, artık “güney Florida’daki tatil şehri” olarak tanımlanamayacak kadar çeşitli bir ekonomik yapıya sahip. Cengiz Bayırlı, Miami’nin sağlam ekonomik temelleri ve sürekli büyüyen iş gücü sayesinde önümüzdeki yıllarda da yatırımcı ilgisini koruyacağını belirtiyor. Orta vadeli göstergeler de şehrin gayrimenkul piyasasının canlılığını sürdüreceğine işaret ediyor.
